KARTPOSTAL GİBİ ŞEHİR / PRAG...


   Nasıl tarif etmeliyim, nasıl geçirebilirim size hislerimi bilmiyorum.
   Prag... Böylesine özümsediğim, beni içine alan bir şehre daha önce gitmedim sanırım...

   Prag lise yıllarımdan beri aklımda olan ama hiç planlarımda olmayan bir yerdi. Sonra ansızın deli arkadaşım Esra sağ olsun bir anda kendimi Prag ve Budapeşte için bilet alırken buldum. Zaten güzel olan bütün programlarım hep ansızın yaptıklarım oldu. Çok düşünüp tartmadan, artı-eksi listeleri yapmadan... Doğruca bir maceranın içine atmak kendini. Biz de dört arkadaş, iki kişi İngiltere'den iki kişi de İstanbul'dan yola çıkıp Prag'da buluştuk. A bu arada İstanbul uçuşumdan evvel ben zaten uçuyordum çünkü Ludovico Einaudi konserine gitmiştim, o anları şimdi hiç anlatmayayım çünkü gezi yazısına geri dönemem, biliyorum kendimi 😄🖤🎹



    Yaklaşık 3 saatlik bir yolculuğun ardında Prag'a indik. Kızlarla buluşup kiraladığımız evin ayarladığı taksiye bindik ve üç günlüğüne evimiz olacak adrese doğru yola koyulduk. Benim ağzım her seyahatte olduğu gibi kulaklarımda tabi 😄 Havalimanından şehre doğru gittikçe o tarihi dokuyu hissetmeye başladık.

   Sonunda vardık evimize. Daha eve girmeden binamıza ve sokağımıza aşık oldum zaten. (alttaki görüntüdeki soldaki fotoğraf.)


  
   Eve eşyalarımızı koyar koymaz attık kendimizi sokaklara...



   İlk durağımız Dancing House.
   Frank Gehry tarafından tasarlanmış, 1992-1996 yılları arasında inşaa edilmiş. Bina iki ayrı gövdeden oluşuyor. Camlı ve kıvrımlı olan kısım bir kadına, beton ve daha düz olan kısım da bir erkeğe benzetilir, dans eder gibi bir görüntü oluşturduğu için Dancing House yani Dans Eden Ev denmiş. 



   Bu arada Prag'ı Prag yapan şey şehir mimarilerinde tarihi dokuyu çok iyi korumuş olmaları. II. Dünya Savaşı'nda Nazilere karşı savaşmadan teslim oldukları için yanlışlıkla düşen bir iki bomba dışında şehir bombalanmamış bu nedenle yapıları hemen hemen hiç bozulmamış. Şimdi akıllara şu soru gelebilir "madem öyle bu postmodern bina nereden çıktı?". D.H.'un yerinde bulunan bina yıkılınca yerine şehrin sembollerinden olacak farklı bir tasarım koymak istemişler. Başarılı da olmuşlar sanki ne dersiniz?


   Dancing House civarında hatrı sayılır bir süre oyalandıktan sonra Old Town denilen eski şehir meydanına doğru yürümeye başladık. Tabi Prag'da bir yerden bir yere gitmenin kendisi bile başlı başına özel çünkü her yerde görecek güzel evler, köprüler var🖤












   Aşağıda gördüğünüz kafe Nazım Hikmet'in 1956-1958 yılları arasında Prag'da yaşarken en çok gittiği kafelerden biriymiş. Şu an en sık oturduğu masasının yanındaki duvarda çerçeveli bir fotoğrafı bile var.




   İki adımımdan birinde fotoğraf çekmem gerekti. BU ŞEHİR Bİ HARİKA DOSTUM! 😄

   Elimizdeki paraların bir kısmını Çek kronuna çeviriyoruz. (bu sadece başlangıçtı, aynı exchange office bizi daha bi kaç kez görecekti :D) Parayı harcadığımız ilk şey de Prag'ın meşhur tatlısı trdelnik oluyor. Tatlı severler el kaldırsınnnnn💓



   Hamurlar demirden çubuklara sarılarak külah şeklinde pişiriliyor, ardından sıcak sıcak şeker-tarçın karışımına bulanıyor. Geleneksel halinde bu şekliyle tüketiliyor fakat sonralardan turizmin de etkisiyle çeşitlendirilmiş. İçine krema, çikolata ve meyve ekletebiliyorsunuz. Üzerine de en son krem şanti sıkıp çileği konduruyorlar sonra ohhh gelsin kaloriler 😂 Sokaklarda adım başı her yerde bulabilirsiniz ama bizim aldığımız yeri merak ediyorsanız Charles köprüsünün hizasından Old Town'a doğru giden en kalabalık ara sokağı takip edin, o koca Trdlo yazılı tabelayı ve otantik, şirin dükkanı göreceksiniz.

  "Trdelnikler elimizde, kaloriler belimizde, biz gideriz Old Town'a hey Old Town'aaa" hahahhaha😂

   Ve gece ışıklarıyla Old Town meydanı...








   Bu arada daha fazla şey görmek için YouTube kanalımdaki vloglarımı da izleyebilirsiniz.
   👉🏻 YouTube / Beyza SADE

   Mevsim kış olmasına rağmen meydan rengarenk, kalabalık. Meydana hayran hayran bakarken bir anda hayatın iki önemli gerçeği bizi ziyaret ediyor. Üşüme ve açlık hissi. Bu iki hissi önemserim arkadaşlar, hatta önem sırasına göre yazacak olursam Açlık-üşüme 😄

   Ara sokaklarda minnoş mu minnoş bir İtalyan restoranına gidiyoruz ( Gluten free bir mekan, hassasiyeti olanlar değerlendirebilir)

   Alriso Risotteria Italiana🍽
   Adres: Betlémské nám. 11/259, 110 00 Staré Město, Çekya



   Küçük, dünya tatlısı bir restoran. Mekandan da, yemeklerden de, çalışanlardan da memnun kaldık. Kesinlikle öneririm.

  Yemeğimizi yiyip eve gittik fakat sonra evde oturmak yerine şehrin tadını sonuna kadar çıkaralım dedik ve yorgunluğumuza rağmen attık kendimizi sokaklara. Soğuk bir kış akşamında en güzel ne yapılırsa onu yaptık. Bulduğumuz sakin, güzel bir mekana girip sıcak çikolata sipariş ettik🍫☕️♥️
   


   Bir noktadan sonra geceyi sonlandırmamız gerekti tabi ve eve döndük sonra da o yorgunlukla küt diye uyumuşuz zaten.

   Sabah olduğunda Türkiye'den getirdiğim sadık yarim Uno çavdarlı ekmek, kaşar ve hindi salamla kahvaltımı yapıyorum. Yapıyoruz demiyorum dikkat ederseniz, yapıyorum zira o sırada kızlar bilmem kaçıncı rüyalarını görüyorlar. Normalde turist insanlar sabah namazı vakitleri filan yollara dökülür biz 12'de filan çıktık evden 🤦🏻‍♀️😂 Neyse olsun evimizin tadını çıkarmış olduk 😅

   Hazırlandıktan sonra yine döküldük yollara. 



   İlk durağımız Cafe Louvre. Ben atıştırdım ama kızlar aç tabi. Prag'ın en güzel ve eski kafelerinden olan bu kafede karnımızı doyurup Municipal Library'ye doğru yola koyulduk.

    *Not: Sebzeli kişleri EFSANE♥️



   Geldik kütüphaneye... Sırf kütüphanenin girişinde yer alan şu devasa kitap yığınını görmek için bile gelinir buraya. Kitap yığınının ortasındaki yarıktan aşağı baktığınızda kitaplar aşağı ve yukarı yerleştirilen aynalar sayesinde sonsuza kadar devam ediyor gibi görünüyor.
   Bu kütüphane aktif olarak kullanılıyor Praglılar tarafından. Sadece ders çalışmak için gelip oturanlar yok. Kitap ödünç alma sistemini hala çok yoğun olarak kullanıyorlar. Ne hoş...





   Kütüphaneden ayrılıp Prag'ın tarihi ve belki de en ünlü köprüsü olan Karl Köprüsüne ( Charles Bridge / Karluv Most ) gidiyoruz. 1357'den beri sapasağlam ayakta. Okuduğum kadarıyla inşaasındaki kumtaşı blokların harçları yumurtayla karıştırılarak güçlendirilmiş. Vallahi ne yaptılarsa doğru yapmışlar. Onca sel baskınına, yılların yıpranmasına karşı sapasağlam ayakta durmayı başarmış.

   Köprünün üzerinde aralıklarla yerleştirilmiş 16 heykel ve bir adet kule var. Kuleye çıkıladabiliyormuş sanırım fakat biz çıkmadık.  Onun dışında sokak sanatçılarının da mesken tuttuğu bir yer. Aralıklarla farklı farklı tarazlarda müzik yapan sanatçılar duyabilir, şehrin eşsiz manzarasını çizen ressamlar görebilirsiniz.


 
  

    Böyle tarihi yapıların olduğu yerlerde inanılmaz bir mutluluk kaplıyor içimi.
    Taşlara dokunun... Dokunun, gözünüzü kapatın ve ufak bi zamanda yolculuk yapın... Benden binlerde yıl önce yaşamış nice insanın dokunduğu o taşlara, duvarlara dokunmak belki de gerçek hayatta bilim-kurgu filmlerine en yakın yaşayabileceğim şey. Hayran hayran köprüyü, şehir silüetini seyrede seyrede nehrin karşı tarafına geçiyoruz.














   Sıradaki durağımız Kampa Island. Buraya Little Venice / Küçük Venedik diyorlar. Nedenini aşağıdaki fotoğraflardan anlayabilirsiniz sanırım. Kanal yanı evler, kanaldan geçen botlar, kayıklar. Her yönden Venedik'i anımsatıyor.


   Bu arada şu köprü demirlerine kilit asılması olayı gerçekten çok saçma. Tamam, Paris'te Pont Des Arts Köprüsü üzerine asılıyordu başlarda ve bir özelliği vardı, sadece oraya özgüydü. Sonra ne olduysa bir anda aşktan ölen turistlerimiz buldukları her köprüye kilit asıp anahtarını nehre atıp aşklarını kalıcılaştırmaya çalışmaya başladı. Neden seviyoruz suyunu çıkarmayı, neden??? Köprülere kilit asan kaç çift ayrıldı acaba 😏 A bu arada, Paris'e özgü dedik ama doğru mu? Değil... Çünkü bu aptal ritüel tarihi bir köprünün çöküşüne sebep oldu. Evet, kilitlerin ağırlığından Pont Des Arts'ın bir kısmı çökmüş... Neyse tamam anladınız beni, saçma buluyorum işte, devam edelim yola 😄



   Kampa'nın ardında tabi ki nereye gidiyoruz? Prag. Kimin şehri? Önemli biri, ünlü biri desem? Yazar desem? Dönüşüm, Milena'ya Mektuplar desem? Tabi ki Franz Kafka! Kafka müzesine doğru yürüyoruz ve kısa bi yürüyüşün ardından varıyoruz müzeye. Girişte Kafka'nın karanlık ruh halinin aksine pembe pembe, tatlı tatlı bizi karşılayan bir kurabiyeci. Tam bir kurabiye canavarı olmama rağmen helal mi, alkol var mı, domuz yağı var mı diye sormaktan sıkıldığım için yanına bile yanaşmıyorum tezgahın😂

   Müze biletleri müzenin karşısındaki hediyelik eşya dükkanından alınıyor. Müzede Kafka'nın el yazısı notları, Milena'nın ona yazdığı mektuplar ve daha bir sürü şey bulunuyor. Müzenin hediyelik eşya kısmında da Kafka'nın kitapları, Kafka adına yazılan kitaplar, kartpostallar, bardaklar çokça ürün var, boş çıkmazsınız eminim. Bu arada hediyelik eşyacıda biz kızlarla Türkçe konuşurken bir kadın bir anda kafasını kaldırıp şaşkınlıkla bize bakıyor. Bizim ilk günümüz değil, şehirde ne kadar çok Türk turist olduğunu öğrendik bu yüzden alışkınım ve kadına gülümseyerek "Türksünüz değil mi?" diyorum, gülerek evet diyor. "İlk gününüz sanırım" diyorum, ona da "evet" diyor. "Merak etmeyin bir kaç saate etrafta Türkçe duymaya alışırsınız diyorum" gülüşerek ayrılıyoruz 😄 Hakikaten çok fazla Türk turist vardı Prag'da, hiç yabancılık çekmedik😄 Hatta Charles Köprüsünde Türk bir abimizin ricası üzerine sevgilisine yaptığı sürpriz evlilik teklifini bile telefonla kayda almıştık. Global dünya işte ne yaparsın 😄





   Şimdi size gizli yerimi tarif edeceğim, Kafka Müzesi'ne giderseniz mu hak kak gidin oraya. Şimdiiii müzenin bulunduğu alan bir kapıdan girilen, avlusu olan, binalarla çevrili bir alan. Sağ taraf duvar, sol taraf kurabiyeci, karşıda da müze. Müzenin hemen solunda otopark alanı var, otopark olduğu için genelde dikkat çekmiyor ve kimse yürümüyor oraya doğru. Siz yürüyün! Çakıl taşlarıyla kaplı o otoparkın arkası bir cennet... Nehrin kenarında, Charles Köprüsü'ne bakan, kuğuların yüzdüğü, huzur dolu bir yer. Otoparkın duvarına oturup saatlerce manzarayı seyrettim. Güneşi burada batırdık. Sanırım seyahatimin en huzurlu dakikaları bunlardı...











   Günü böyle güzel manzaralarla batırdığımıza göre huzur içinde Old Town'a doğru yol alabiliriz.





-Choco Cafe-





   Dön dolaş geldik yine bizim meydana fakat bu kez şehre tepeden bakmaya geldik. Meydanda bulunan ve Prag'ın en en en önemli yapılarından olan Astronomik Saat Kulesi'nin en üst katına çıkıp oradan gecenin karanlığında Prag'ın loş, çekici sokaklarını seyrediyoruz. Manzara şahane ama aslında kulenin kendisi daha da şahane. Ne yazık ki biz gittiğimizde kulenin dışı bakım çalışmaları yüzünden demir iskeleler ve muşambalarla kaplıydı bu yüzden o meşhur saati hiç göremedik.
   Kule 1410 yılında inşaa edilmiş ve üzerindeki saat de o tarihten bu yana çalışır durumda. Praglılar arasında bu saatin bir gün durması durumunda şehrin felakete sürükleneceğine inanılırmış.
   Saat yalnızca saati göstermiyor, aynı zamanda o anda ayın, güneşin, yıldız takımlarının ve gezegenlerin nerede bulunduğunu gösteriyor. Dış halkasındaki 12 burç sembolüyle de burçları gösteriyor. Bu nedenle basit bir saat kulesi değil astronomik saat kulesi. Saatle ilgili daha anlatılcak çok detay var fakat ben bizzat görmeden en fazla bu kadar detay yazabiliyorum. Manzaraya kefilim ama 🙃




   Eh manzaralara doyduk ama karnımız... Yine acıktık tabi onu da doyurmamız lazım 😄 Yürürken rastgele bir italyan restoranı keşfettik. Ya biz ne güzel yerler keşfediyoruz ya, hayranım bize😂 

   Tatlı mı tatlı bir restoran. Çalışanlar da çok ilgili, güler yüzlü. Bizimle ilgilenen garson konuşmalarımızdan Türk olduğumuzu anlayıp yemekleri getirdiğinde "afiyet ossun" demişti😄❣️

   II Gusto Ristrante🍽
   Adres: Rytířská 404/12, 110 00 Staré Město, Çekya




   Prag'daki son akşam yemeğimizi yedik ve yine kürkçü dükkanı, evimize döndük. 






   Sabah uyandık, eşyalarımızı toplayıp bavullarımızı elimize alıp döküldük yollara. Budapeşte uçağımız akşamdı fakat evden çıkışımızı sabah yapmamız gerektiği için o saate kadar bavullarla gezmek zorunda kaldık sokaklarda. Arnavut kaldırımlı sokaklarda dört tane kızın tekerlekli bavullarla tüm gün gezmesi nasıl bir şey tahmin edersiniz herhalde. GÜRÜLTÜLÜ 🤦🏻‍♀️🤣



   Kahvaltı için yine benim bulduğum bir kafeye gittik. Yeme-içmeyi seven bir insan olarak içgüdüsel midir nedir artık hikmetini bilmiyorum ama çok iyi mekanlar bulurum söylemesi ayıp 😂 

   Cukrarna Mysak🍽
   Adres: 710/31 Vodičkova, Nové Město, 110 00, Çekya






   O kadar iyi kruvasanları vardı ki hala ara sıra aklıma gelir ve canım çeker🖤 Kahveleri de mekanları da çalışanları da şahaneydi. Kesinlikle öneririm*





   Sonra yine az gittik uz gittik dere tepe düz gittik. Yalnız yürümekten bir saniye bile sıkılmadığım yegane şehirlerdendir Prag. Bütün sokakları güzeldi, abartmıyorum. ( Londra bebeğim seni aldatmıyorum, sen hala gönlümün en derinlerindesin 😄🖤 )






İstikamet yine yeni yeniden Old Town Square. Bir de gündüz gözüyle görelim demiştik. Zaten Prag'da bütün yollar o meydana çıkacak hiç şüpheniz olmasın, istemeseniz de görürsünüz, kaçış imkansıza yakın 😄 Meydandaki o iki kuleli görkemli yapı Kostel Panny Marie Pred Tynem / Tyn Kilisesi. Meydan akşam olduğu kadar gündüz de keyifli. Gün ışığında etraftaki evlerin renklerini, güzelliğini keşfetmek çok daha kolay. Ve o zavallı kutup ayısı kostümü içindeki adam yine orada. Her şey değişiyor o değişmiyor. Bu meydandan nefret ettiğine eminim 😂



   Meydanda bulunan Terasa U Prince adlı bir otelin rooftop barına çıktık. Bar dediysem gündüz vakti bildiğiniz kafe gibi 😁 Çatıları görebileceğimiz güzel bir manzara istemiştik ve bunu elde edebileceğiniz en iyi yerlerden biri burasıydı. Saat kulesi de aynı manzarayı sağlayabilirdi elbette ama biz sıcak bir şeyler içip, oturarak keyfini çıkarmak istedik şehrin eşsiz manzarasının. 




   Otelin içi de manzarası kadar güzel.





   Yalnız sadece bir konuda çok sinirlendim, belki o tavırdan sonra kalkıp gitsek bile yeriydi hatta. Biz dört kişi gittik fakat sadece üçümüz sipariş verdik. Dünyanın en gudubet garsonu yanımıza gelerek dördüncü kişinin de burda oturabilmek için sipariş vermesi gerektiğini söyledi bütün sevimsizliğiyle. Hayır sanki hiçbirimiz sipariş vermeden gelip oraya çöreklenmeye kalkıyoruz. Bir kişinin canı hiçbir şey çekmiyor olabilir, midesi rahatsız olabilir, ne olursa olsun SİZE NE! Aslında bizimle lobide ilgilenen bey de, masamızı gösteren hanım da çok kibardı ama o garson bütün iyiliği silmemize sebep olacak derecede sinir bozucuydu. Neyse kısacası ben %100 gidin demiyorum burası için. Yazdıklarımı okuyun, fotoğrafları görün, değip değmeyeceğine siz karar verin.



   Nihayet son durak olan Prag Kalesi'ne doğru yürümeye başlıyoruz. Tabi ki elimizde tor tor tor bavullarımızla😂 Bir de o halde hem fotoğraf çekiyorum, hem story, hem de vlog. Çilem büyüktü arkadaşlar, anlayamazsınız. Bu arada çektiğim sıkıntılardan bahsetmişken YouTube kanalımın ve Instagram'ımın linkini bırakayım yine bi😂

👉🏻  YouTube / Beyza SADE

👉🏻  Instagram / modatadinda









   Yürü Allah yürü, yokuşları aş derken sonunda kaleye çıkan basamakların başına geliyoruz. Geliyoruz ama bu daha başlangıç. Merdivenler gidiyor da gidiyor. Ucunda ne kale görünüyor ne bir şey. Elimizde dört tane bavul. Merdivenleri çıkmamız imkansız. O yüzden biz de iki iki ayrılıyoruz. Biz Ayşe'yle bavulların başında beklerken Esra ve Melike gezip gelicek sonra da biz gidicektik...






Fakat kızların dönmesi çok uzun sürdü ve benim de zaten o merdivenleri çıkacak takatim kalmamıştı. Yani Ayşe de ben de çok çıkmak istemedik kaleye hem zaten kaleye çıksak uçağı kaçırma riski doğacaktı. O yüzden kızlar indi ve taksiyle havaalanına gittik. Pişman mısın kaleye çıkamadığına derseniz, değilim arkadaşlar😄 O anki yorgunluğumun üzerine yorgunluk katmaya değmezdi hiçbir şey 😂


-İşte yukarıdakiler de biziz 😝😂😂😂-




   Havaalanına geldik, kontrollerden geçtik ve ilk kez Londra'da, St. Paul Katedrali'nin arkasında keşfettiğimiz ve çok sevdiğimiz Paul Cafe'nin şubesinde oturup bir şeyler yedik içtik, kalkış saatimizi bekledik.








   Vakit geldi ve Prag'ı kalbime kazımış bir şekilde ayrıldım Çekya'dan... Bu satırları yazarken üstünden neredeyse beş ay geçti ve ben hala özlüyorum Prag'ı. Eminim bir kere daha görüşeceğiz Prag...

   Sevgilerimle
   Hoşçakalın sevgili okurlarım
   Hoşçakal Prag...
   Her zamanki gibi öpüldünüz..
   🖤




BUDAPEŞTE YAZISINDA GÖRÜŞÜRÜZ👋🏻



Yorumlar

Adsız dedi ki…
Çok güzel olmuş ellerinize sağlık ♥️♥️♥️
Beyza Sade dedi ki…
Çok teşekkürler ☺️

Popüler Yayınlar