İNGİLTERE KAZAN BİZ KEPÇE / MANCHESTER


   Mer ha baaaaaa....

   Ya nasıl özlemişim blog yazmayı belli değil. İnanın ki.. "Ya bırak Allah aşkına özlesen bu zamana kadar on kere yazardın" diyenleri duyar gibiyim ama bir dinleyin beni. Ya da neyse haksız da sayılmazsınız ihmalkarlık bunlar hep. Ayaküstü milyon tane bahane üretirdim şurda ama gerek yok, uğraşsam yazardım.
   Geçen senelerde size elimi Instagram'ın oyaladığından bahsetmiştim şimdi ona bir de Snapchat eklendi. Zaten yazıda da bir kaç Snap fotosu kullanıcam :D

   Şimdi gelelim asıl büyük olayaaaa... Bu sene çok sevgili bir dostumun yol arkadaşlığı ile Şubat ayının başında 8 günlük mini bir kaçamak yaptım İngiltere'ye :D  Destinasyonumuz Manchester - Liverpool - London üçlüsünden oluşuyor idi. Aslında Liverpool spontane gelişti ama gelicez oralara da. Macerayı üçe böldüm. Hem anlatacaklarımı rahat yazayım hem de boool bol fotoğraf var onları bir hamlede yüklemeyeyim dedim size :)

   O zaman başlıyoruz... :)




      Melek'le o gün erken saatlerde Atatürk Havalimanı'nda buluştuk. Kahvaltımsı bi şey yaptık :D otel bookingimizi yaptık, gideceğimiz yerleri şöyle bi son kez gözden geçirdik (aslında o kadar da planlı değildik akışına bıraktık her şeyi ki bu da güzel oldu bence:) ) sonra uçağa geçtik.



   Pistin içinde bizi uçağa kadar götüren otobüste bile başlamıştım turist gibi hissetmeye, herkes ingilizce konuşuyordu ve bir anda azınlık olmuştuk kendi havaalanımızda :D



   Uçağa biner binmez filmler arasında Sherlock'lu bi şeyler buldum tabi hemen :D Bakın şu dünyada hayır diyemediğim, hiç bıkmadığım iki şey varsa onlar da Sherlock ve Harry Potter'dır ki ben o sırada ikisinin de anavatanına gitmekteydim, keyiften dört köşe durumunun yürüyen haliydim takdir edersiniz ki :D

   Bi kaç türbülans, Melek'in uçuş gerginliği, arkamızda oturan ve susmak bilmeyen sarhoş bir İngiliz dışında gayet rahat bir uçuşla UK semalarına girmiştik.



    Manchester'ı gördük ama inişimiş bi 20 dakikayı filan aldı. Bu sırada arkadaki çeneli abimiz hepten coştu. "this is my f.cking hometown mate..! this is my home mate..!" blah blah... anladık kardeşim memleketin, özlemişsin falan filan da bunu niye bütün uçak duymak zorundaydı. Umarsız tavırları ve iki lafından birinin f.ck oluşuyla İngiliz abimiz bana "Green Street Hooligans"ı anımsatıyor hemen. Bu arada izlemeyenlere öneririm güzel filmdir.

   Velhasıl sonunda sorunsuz bi şekilde iniyoruz uçaktan :)




    Hoşbulduk efendiiim.. haha :D

   Pasaport kontrolüne gidiyoruz, şansımıza çok sıra yok. Bu arada sırada beklerken arkamızdaki kızın da Türk olduğunu fark ediyoruz ve ayaküstü onunla tanışıp laflıyoruz biraz. Kontrole yaklaştıkça pasaport görevlilerini kesiyoruz bi yandan, ılımlı bi tane tontiş amcayı kestiriyoruz gözümüze o gelsin diye dua ediyoruz ama başka bir hanımefendi tarafından çağırılıyoruz, iyi ki de çağrılıyoruz. Dünya tatlısı bi kadın. Çok tatlı bi üslupla sorularını soruyor biz de tabi aynı tatlılıkta cevap veriyoruz :D bi kaç kikirdemeden sonra olunabilecek en şeker pasaport kontrolünü olup ayrılıyoruz ordan :)

   Bavullarımızı aldıktan sonra havaalanının kapısında bizi Esra karşılıyorrr. Esra cimcimesi Melek'in kız kardeşi. İngiltere'de aldığı kısa bir dil eğitiminden sonra orada kalmak istediğinin farkına vararak Manchester'da mimarlık okumaya başlıyor. İlgiltere + mimarlık filan derken benim ara ara kafa atasım gelmiyor değil tabi kendilerine ahahaah:D

   E tabi eve dönüş için ne kullanıyoruz? tabi ki meşhur "Black Cab"lerden birine atlıyoruz. Hani şu Sherlock'un da bol bol bindiği siyah taksilerden...😍 

   Şehre yaklaştıkça artık o güzel tuğla binalar birer birer gözüme çarpıyor taksinin camından.



   Bunlar hep itinayla snap atıldı tabi :D

   Keyifli bir taksi yolculuğunun ardında Esra'nın evinin bulunduğu güzel muhite geliyoruz, hava karardığından ilk gece çekemedim ama sanırım ileride gelicek bi fotoğraf.

   Eve iniyoruz ve tabi yemek vakti. Yemekte ne mi var? Yola çıktığımız günün sabahı Melek'lerin annesi Behiye Teyzoşum bize bildiğin tavuklu pilav -evet doğru duydunuz tavuklu pilav- yapıp bavuluma tıkıyor. Kızların haberi yokmuş ikisi de şok hahaha :D


   Tavuklu pilav, karalahana-lahana sarması... plastik tabaklar dışında öğrenci evi havası yok haaha :D onun sebebi de evden hemen çıkıcaz diyeydi belirteyim şimdi de Esra beni öldürmesin:D

   Hızlıca yiyoruz, birazcık da dinlenip hemen dışarı atıyoruz kendimizi.


   
   Aynı yerleri sabah da gezicez ama kısa bi fragman alıyoruz önden :) Ulaşımı da iki katlı otobüslerle yapıyoruz elbette :D Sokaklar bomboş.. Akşam saatlerinde ölen bi şehir, herkes evinde barkında. Güvenlik açısından sıkıntı yok, İngiltere'nin en güvenli şehirlerinden. Hava soğuk ve rüzgarlı.. Peki bu benim için sorun mu? Asla :D Bilen bilir sıcaktan, güneşli havalardan pek hazzetmem, tam yerindeyim o yüzden :D İlk gecemiz de böyle sonlanıyor ve eve dönüp güzel bi uyku çekiyoruz.

   Ertesi gün Esra'nın okulu olduğu için biz Melek'le başbaşa atılıyoruz yollara...






   Otobüs durağı hemen evin yakınında zaten, durağa gidiyoruz, otobüsümüz geliyor ve şoförden bir haftalık kart alıyoruz (her seferinde vermekten daha hesaplı oluyor çünkü)
Bu arada otobüsten inerken şoföre 'thank you' ya da 'cheers' dememiz gerekiyormuş, zorunlu değil tabi ama oturmuş bi alışkanlı herkes söylüyor e tabi biz de, adab-ı muaşeret efendim:D





   Şehir merkezine geldik ve geceden aşina olduğumuz yolları elimizdeki detaylı şekilde hazırlanmış olan haritanın da yardımıyla rahatlıkla bulduk. 

   İlk durağımız Manchester İl Halk Kütüphanesi ahahahahah :D (Manchester Central Library)




   Oldukça hoş bir mimarisi var, sade ama şık ve her türlü ihtiyaç düşünülmüş. Girişte güzel bi cafe kısmı var, hediyelik eşya bölümü de burda -261537253 tane kartpostal aldım:D-

   Hemen bir alt katta koca bir kütüphane var, yok yok denecek cinsten. Yemek kitaplarının olduğu bölüm gözüme çarpıyor ve istemsizce annem geliyor aklıma benim şeflerin şefi annem :) Jamie Oliver kitaplarını da görüyorum ve koca bir gülümseme beliriyor yüzümde:D -fanı olurum da azıcık kendilerinin :D-

   Çocuk kitaplarının olduğu yere bir de çocuklar için sevimli bi oyun alanı yapmışlar. Ebeveynler kitaplarla haşır neşir olurken çocukları da buraya sallayabilirler haha :D







   Şu aşağıda gördüğünüz kıvrılarak uzanan koca bölüm sadece ama sadece müzik ile ilgili!!! Aklım uçtu... Türkiye'deki bazı kütüphanelerin büyüklüğüne eş değer büyüklükte bi müzik bölümü... Koridor boyunca bazı girintiler var, o bölmelerde de gitar, piyano gibi müzik aletleri bulunuyo. Müthiş bi ses yalıtımı var ses dağılmıyo pek, gidip istediğin kadar pratik yapabilirsin ki biz gittiğimizde hepsi doluydu. Bu bölüm kütüphanenin yuvarlak kısmının etrafını sarmış durumda, onun ortasında da yuvarlak çok güzel bi çalışma salonu var, onun fotoğrafını da bunun altına koyuyorum hemen.




   İşte bu alttaki kısım. Oturup ders çalışasım geldi öyle söyliyim:D Fotoğraf makinam ses yapıyo diye telefonla çektim rahatsızlık vermemek adına. O yüzden bu kadarla geçiyorum bu kısmı.






   Çıktık kütüphaneden başladık yürümeye...








Manchester Town Hall


    Açlıktan ve yorgunluktan ölmeden evvel yanımızdaki sandviçleri yiyelim dedik. Tam o sırada aşkımı gördüm. Starbucks... hahaha:D Bir anne sıcaklığıyla kucakladı bizi ahhah:D Ama hakikaten bildiği yer olunca insan çok daha rahat, adeta evinde hissediyo kendini. Zaten Türkiye'de de ikinci evim gibi bi şey kendileri İngiltere'de mi girmeyeceğim pehey:D




   Oturduk, yedik sandviçlerimizi, wifi bulmuşken de onu sömürdük biraz :D aa bu arada Manchester'da merkezde geziyorsanız asla internet sıkıntısı çekmiyorsunuz, sokak ortasında bile 531712 tane wifi ağı yakalıyo telefon ve illa ki şifresiz olanlar var, otobüslerde ve duraklarda da wifi mevcut.

    Sonra geceden gözüme kestirdiğim mübarek bir mağazaya giriyoruz. PAPERCHASE... Tamamen kağıt, defter, hediye paketleme malzemeleri bulunuyor kısacası benim için cennet ❤︎ ❤︎ ❤︎

   İşin aslı burda pek fotoğraf çekemedim kendimi kaybettiğim için ama çok güzeldi. En üst katta çok otantik bi harita buldum bir de, offf of bak yine gittim o anılara uçtum :D Ve o haritayı en ufak bi kırışıklık olmadan getirdim ya Türkiye'ye bana kocaman bi alkış lüffen :D





   Sonra yine düştük yollara...












   Bu arada Urban Outfitters'dan şöyle dünya güzeli bi telefon kılıfı aldım... Mermer desenini severiz...




   O gün akşam Esra okul çıkışı yanımıza geldi biraz da onunla takıldıktan sonra eve döndük..

   Ertesi sabah yine düştük yollara bakalım bu sefer nerelere gittik...

   Manchester Museum için otobüse atladık. İndiğimiz yerde bizi University of Manchester karşıladı. İnsan böyle üniversiteler gördükçe kendi üniversitesinden nefret ediyo -.-




   Sonra az bi yürüme mesafesinden sonra müzeye geldik.










   Bu arada bi okul gezisiyle aynı zamana denk gelmişiz ortalık yıkılıyodu.. Allah'ım o ne gürültüydü öyle :D tatlılardı matlılardı ama kulaklara zararlardı :D









   En üst kattaki fotoğraf sergisini de gezdikten sonra müzeden çıktık.





   Yine bir kahve molası...







   Gelecek durağımız ef sa ne......... John Rylands Library !!! Sanırım bu zamana kadar gördüğüm en en en en enn güzel kütüphaneydi...

   Giriş kısmında yine hediyelik eşya satan modern tarzda bi bölüm vardı. Orayı geçtikten sonra modernizmden fersah fersah uzak 116 yaşında bi şaheser bina karşıladı bizi.

   Ben diyim Hogwarts siz diyin X, Y, Z... Ne derseniz diyin harikulade bir yer işte, büyüleyici...



   Bakmayın insanlar burda gezip fotoğraf çekiyor ama o sırada orda gelip ders çalışan insanlar var. En sevdiğim kısmı bu. Böyle bi güzelliğin sadece bakmayla hakkı verilmez yaşamak lazım orayı. Manchester'da yaşasam büyük ihtimal her kafam attığında buraya gelirdim herhalde. Zaten çektik sandalyeleri oturduk bi müddet, kalkasımız da gelmedi valla hiç :D 

 






   Kütüphanenin çıkışı hediyelik eşya reyonuna çıkardı bizi yine. İçerisinin o tarihi dokusunun aksine tamamen modern ama yine güzel bi mimari.





   Bu arada bi şey itiraf etmem gerek, ben nereye ne gün gittiğimizi karıştırdım biraz kronoloji sakat hahahhaahah :D Fotoğraflar çok, yazı uzun olur öyle idare edin beni. Mekanlarda sıkıntı yok merak etmeyin :D

   Sokaklardan kareler gelsin o zaman biraz da..






   Her gün portakal suyu içtim. İçim dışım kahve, portakal suyu oldu. Memnunum orası ayrı :D






National Football Museum yukarıda


Aşağıda da the Walking Dead reklamı ❤︎
İzindeyiz Rick reyiz ahagaaghaha :D




 Bu da mutlu bir adet bennnn... :D





   Son olarak da Manchester Art Gallery'den bahsedip gidicem çok uzun oldu canım çıktı şu an :P







            Sanatsal ben aşağıda haha:D






  
Mr. Holmes de burdaymış :P






    Valla burasıyla ilgili anlatacak çok şeyim yok. Ben çok sevdim. Sanatla biraz ilgisi olan, resim seven herkes aşık olur. Eserler çok iyi, duvarlarda seçilen renklerden konumlandırılışlarına kadar her şey zevkli bi şekilde oluşturulmuş. Şahsen benim pek ayrılasım gelmedi burdan. Giriş kısmında modern sanatlarla ilgili bi şeyler de vardı ama çok tatmin edici değildi hele bu kısmı gördükten sonra yüzüne bakmazsınız öyle söyliyim :D

   Akşam Melek'le oturduk konuştuk Manchester'da yeterince iyi gezdiğimize kanaat getirdik ve Liverpool'u da görelim dedik. Hiç aklımızda yokken bir de Liverpool çıktı başımıza bakalım neler bekliyo bizi ;)






    Gelecek yazıda görüşmek üzere.
    
    Şimdilik öpüldünüz... :)





Yorumlar

Popüler Yayınlar