AH İSTANBUL CÂNIM İSTANBUL..


İstanbul'a gelmeden evvel bu cicileri göstermek istedim size. Kore'ye gideceğini öğrendiğim an babama bana chopstick al al al diye diye ne kadar çok söylediysem artık bi yığın chopstick almış gelmiş :D aa tabi bi de beni olmazsa olmazım, takıntım kupalarr.. bana hediye almayı düşünen arkadaş varsa çok düşünmesin bi kupaya tavım ;D babişkocum teee Korelerden getirmiş işte bunları.. :) zaten adamın ömrü yollarda geçiyo. daha jet-lagı atlatamadan hopp İstanbul'a getirdi bizi sağ olsun :) şimdiye kadar yaptığımız seyahatler toplam kaç km bilmem ama bence dünyanın çevresini döncek kadar olmuştur çoktan :P

Şimdi size daha önce hiç olmadığı kadar çok ama cidden çok resimli bi yazı sunucam inşallah. inşallah diyorum çünkü şu an bu satırları yazarken daha resimlerin çok az bi kısmını yükleyebildim bloga. kolaj yapmaya çalıştım ilk önce ama yok o da olmadı. zaten ben de kolaj yapıp küçültmeye kıyamayınca fotoğraflara sayıları bayaa bi arttı. kaç resim olduğunu yazının sonunda yazıcam ;)


İstanbul.. en son 13 yaşımdayken gelmiştim. pek de hatırlamıyor idim. bu gezi iyi geldi. şimdi resimlerle size de gezdirelim bakalım İstanbul'u ;) ilk durak Eyüp Sultan.

Eyüp Sultan Camii;
 



 
 
 
 
 Bu huzurlu mezarlığın yeşil ağaçlarının yanı sıra şöyle de değişik bi şeye rastaladım. kasten mi yapılmış yoksa doğal oluşum mu bilemedim ama çok değişik geldi. o yeşilliklerin arasında böylesine kuru ağaçlar görmek beni siyah beyaz çalışmaya itti. 


 
 
 Mübareklerin hemen yanında üstadlar da büyük günü beklemekte..
 


 Özellikle de Zekai Dede Efendinin mezarı benim için etkileyici oldu.  8 yıldır naçizane bendeniz 'ney' ile meşgul olduğumdan besteleriyle haşır neşirliğim var şükür :)

Pierre Loti'ye doğru Eyüp Sultan mezarlığının arasındaki taş yoldan yürürken geçmişlerin ruhuna dua ederken bol bol kedi de sevdik :) ki ben kedilerden zerre hazzetmeyen bi insanımdır ama Eyüp Sultan kedileri bi başka :) mezarlıktaki mübareklerin maneviyatıyla kediler de uysallaşmış herhalde :)

 
 
O sevilmekten ben sevmekten memnun öyle bi kaç dakika muhabbetimiz oldu kedi efendiyle ;)) ama oyalanacak vakit yok yola devam. 3 gün ve gezilecek çok yer var. hele yanımda bizi her yere götürmeye hevesli bi abi varken oturmak hayal :))
 
Pierre Loti'de çay, kahve, acıbadem kurabiyesi :)
 


 

Atladık taksiye sonraki durak Karaköy..

Bu arada taksinin içinden çektiğim bir fotoğraf şu da;


Yolun hemen kenarındaki kalmış harika bi eser. ne olduğunu bilmiyorum ama meşhur filan değil yani. işte İstanbul böyle bi şehir. her köşede farklı bi sürpriz. her yerde Osmanlı her yerde zerafet var..

Sonra inip taksiden yürümeye başlıyoruz. benim için her şey spontan ama abim yapmış kafasında planı nereye çekerse oraya gidiyoruz :) ara sokaklarda gezdiği bi vakit rast gele denk gelmiş bu camiye. Arap Camii.. önemli ! çünkü İstanbulun ilk mescidi olarak inşa edilmiş. İstanbul semalarına ilk kez buradan yükselmiş ezan sesleri. M.S. 715 yılında Bizans'ı kuşatmaya gelen İslam Arap ordusunun başındaki Mesleme Bin Abdülmelik tarafından yaptırılmış bu cami. e tabi savaş dediğin gelip bi günde halledilen bi mesele değil. tam 7 yıl burda ibadet etmiş arap ordusu. sonrasında Şam'da çıkan bir isyan için çağırılmışlar. onlar gidince Dominiken papazları ve rahipleri burayı kiliseye çevirmiş. o zamanlar anılan adıyla San Paola. Batı Roma'nın Katolik kilisesi. 1453 İstanbul'un fethi ile hemen tekrar camiye çevrilmiş. kilise zamanında inşaa edilen çan kulesi şu an minare görevini üstlenmekte.

Vuvvvv çok fena ansiklopedi moduna girdim :D ama her zaman da laylaylom olmaz dimi ;) tarihimizi bilmek lazım (çaktırmayın tarihim berbattır :P)

Arap Camii;








Çoğunluğu ağaçtan oluşunca hepten bi sevimliydi cami :)

Camiden çıktıktan sonra Galata-Pera arasında işleyen dünyanın en eski 2. metrosuna bindik..

İlk metro Londra'da. bu metro ise Fransız mühendis Henri Gavend'in girişimi. Galata-Pera arasında gidip gelen insanları izlerken kısa bi yol gelmiş aklında. Yüksekkaldırım yokuşundan Galip Dede Caddesine çıkan bi metro. ilk olarak hayvanların çektiği bi sistem yapılmış. 1875ten bu yana olağan dışı durumlar haricinde hep kullanımda olmuş. bugün de olduğu gibi. detaylı bilgi için şu adrese bakın derim ben > http://www.iamistanbul.tv/haber/dunyanin-en-eski-2-metrosu-nerede . tek bi vagon. zaten 573 metrelik bi mesafe. ama ben gerçekten çok sevdim. gişelerin, turnikelerin bulunduğu yerdeki çiniler zaten baştan alıyor beğeniyi:) tünel de şimdikiler gibi boğucu ve dar değil. ışıklı bi tünel ve yol boyu o eski tuğlaları görebiliyosun :) gerçekten güzel bi deneyim oldu benim için



 
 
İşte böyle de tatlı görünüyo :)
 
İstiklal Caddesine çıkardı bizi tünel.
 



Ve işte dünyanın 2. Starbucks'ı... demicem tabi yok öyle bi şey :D ama benim Starbucks'a olan düşkünlüğümü bilirsiniz duramam çekerim yani :D




Bu kilisenin adını hatırlayamıyorum malesef. zaten epi topu dışından 2 foto alabildim. içeride fotoğraf çekmek yasaktı. baya bildiğiniz mahalle camisi gibi mahalle kilisesi :D turistik değil tamamen ibadet amaçlı kullanımda. hatta içeriye girdiğimizde bi kadın vardı incil okuyan. biz de şöyle bi baktık çıktık.



Esas büyük kilise bu. St. Antuan Katolik Kilisesi. oldukça ihtişamlı bi yapı. aslında 1230 yılında Galata civarında Assisili Aziz Fransua adına yapılmış. iki büyük yangın geçirmiş. en son 1696 yılında çıkan yangında tamamen harab olmuş. sonra Beyoğlu civarına yani şu anki yerine taşınmış. Osmanlı sarayında ve devletinde çalışan hristiyanlar ve aileleri için inşaa edilmiş. adı da St. Antuan Klisesi olarak değiştirilmiş.

Tamam tamam sıkılmak yok bilgi bitti resimlerle anlatayım :)













Tavanlarında bu maviyi kullanırlarsa ben de 1000 kere çekerim işte :D




Sırf özentilikten yurt dışına gitmeye meraklı tipler olur ya hani sonra giderler de iki kilise önünde fotoğraf çekilip dönerler adı gezdim olur ya sorun bakalım Türkiye'deki gezilecek yerleri gezmişler mi. İstanbul demesem eğer bilmeyenler için yurt dışı da diyebilirim buraya rahatlıkla. tamam yeter bu kadar fırça :P :D

İstiklal'de yürüyüşe devam.

Sonra bi yazı ilişiyo gözüme. Mehmet Akif Ersoy'un öldüğü ev..


 
 Hey gidi hey.. gelen gidiyo işte. ritim belli. bi de bunu unutmasak, hatırlasak ara ara...

 
Bu aslanlar bi konsolosluğun kapısıydı, hangi ülke hatırlamıyorum ama sırf bu aslan figürü için çektim. Harry Potter fanı olarak Hogwarts Griffindor'u anımsattı bana ;D Dideeeee kulakların çınlasın. Amerika'dan döner dönmez noodle souplarımızla beraber Harry Potter gecemizi yapalım yine ;D


Eskilerden bi eczane.. ilaçlar yeni belki ama dükkanın ruhu yaşlı, belli..

Veeee en sevdiğim an.. Türkiye'ye yeni yeni gelen bi yoğurtlu dondurma markası. Lera Fresca..



Beni benden aldı yav.. ben fındık ezmeli ve brownili aldım. hepsi gözümün içine içine baksa da seçmek zorundaydım. ama eminim ki her biri ayrı bi lezzetlidir. ben aldıklarımdan en çok browniliyi sevdim. bi dahaki sefere başka çeşitler de dener size de öneririm ;)

Ve İstanbul'da en sevdiğim bina olan Galata Kulesindeyiz şimdi.. Kız Kulesi hastası olanlardan değilimdir. seçmem gerekse direkt Galata derim ;)


 Biraz Galata kulesine hayran hayran bakmamın ardından Bankalar Caddesine gittik. Bankalar Caddesi çünkü bütün bankalar orda neredeyse. eski binalar, yeni sahipler.. Bankalar Caddesinde eski Osmanlı Bankası binasında şu an Salt Galata olarak geçen bir kütüphane var kiiii gitmediyseniz hemen şimdi koşa koşa gidin derim. ba-yıl-dım..

 



Eski, deri ciltli kitaplar.. bi Harry Potter flashbacki daha ;))



Mekan, renkler, aydınlatma her şey bi harika.. huzurlu. gel oturt en tembel öğrenciyi çalışır bence. ya da güzelim mimariyi seyre dalabilir boşverin :D rafların aydınlatılması da hani şu filmlerde bi obje diğerlerinin arasından ışıklar saçarak kendini fark ettirir ya, fonda etkileyici bi müzik. işte burda her kitaba o hissi vermiş ışıklar :D hangisini okuyacağını şaşırırsın. hepsi çekici :D

 
Kafeterya bölümü;
 


Arkadaş lavaboları bile güzel ve onlar bile bana Harry Potter'ı hatırlatıyo haahah :D ya ama Allah aşkına izleyenler bilir Melez Prens'te Malfoy tuvalete gidip bunalım takılıyoken çeşmeler böyle tavandan boruyla gelmiyo muydu? ay dur yoksa Ateş Kadehi'nde Harry bölüm başkanlarının banyosundayken bu çeşmeler mi vardı? aman neyse vardı işte bi yerde :D :D o görmüş olduğunuz tavandan inen 3 demir boru sensörlü olarak çalışan birer musluk. hehe :D valla benim çok hoşuma gitti :D

Çok oyalandık hadi biraz Gülhane Parkı'nda yürüyelim ;)



Bu sıralarda benim ayaklar isyan moduna geçmişlerdi. utanmasam ağlayacaktım oturup. parkın sonunda manzaralı bi çay bahçesi varmış. semaverde çay içer hem de biraz soluklanırız diye gittik. benim çayla pek aram yoktur. bi bardak da keser. sanırım abim bunu düşünmüş olsa gerek ki garsona '2 kişilik istiyoruz' dedi. bizim 3 kişi olduğumuzu görüp sinirli sinirli 'yalnız kaç kişilik olcaksa çay o kadar bardak getiririm' dedi. bak bak. hergeleye bak sen. hala sinirliyim. babam 'bize o kadar yeterli biz 2 kişilik çay 3 bardak istiyoruz' dedi. adam ne desin 'hayatta her istediğimiz olmuyo işte' bak ya!!! edepsize bakın. gerizekalı adam. kalktık gittik hemen. ona mı minnet edicez. sanki 2 kişilik çay isteyip 20 bardak istedik. işte şu güzel manzaranın böyle edepsiz, saygısız işletme sahipleri var. siz siz olun gitmeyin bu çapsız insanların işlettiği yere. İstanbul'da manzaralı mekan mı yok.. uyarayım dedim. gidilmemesini şiddetle tavsiye ediyorum.


Neyse efenim bu arada İstanbul'da da Expo 2013 İstanbul-Kore diye bi şey var her yer Koreli her yerde bi atraksiyon. biz de baktık bi organizasyon var biraz izleyelim dedik. bekledik bekledik bi sürü korece video izledik büyük ekranda sonra çıka çıka türk tae kwon docular çıktı :P :D


 Şimdi de sırada Sultanahmet Camisi var..

Bu da o caminin önündeki meşhur meydandan bi çeşme. pek bi tatlı :) 
 

Şu güzelliğe bi bakın ya hu.. insan hayran kalıyor..







Nasıl ince, nasıl nadide işlemelerdir bunlar böyle. ne büyük bi sabrın göstergesi şu işler.. işçilik payı denen bi şey vardır ya. olur olmadık her şeyden alırlar tonla para. o zamanın işçilerinin payı ne olurdu kim bilir.. bunları gördükten sonra nerde işçilik diyesin gelir şimdikilere. zaten gerçekten emek harcanarak yapılan ne kaldı geriye. alet işler el övünür..


Yalnız tek kötü yan artık çok fazla turistik bi mekan haline gelmesi. ibadethane gibi gözükmüyor içi nerdeyse. insanları da çekseymişim keşke. farklı farklı milletlerden, dinlerden bi sürü grup.. hepsi konuşuyo, telefonla konuşuyo, fotoğraf çekiyo.. namaz kılınacak yer kısıtlanmış kalmış. kapı girişi ayak kokusundan durulacak gibi değil. bunlar hoş şeyler değil. tamam insanlar da gösrsün elbet ama belli ziyaret günleri ve saatleri filan olmalı..

Sultanahmet sonrasında Eminönü'nden Kadıköy'e giden vapura biniyoruz. ikindi güneşinin ısıttığı tarihi silüeti yudumluyoruz..

Vapura biniyoruz ama inmiyoruz :D bindiğimiz yere dönücez bu sırada da manzaranın tadını iki kat çıkarıcaz :) şimdi İstanbul kendi güzelliğini kendi anlatıcak size ben susuyorum..



























Ya ben daha ne diyeyim şu manzaraların karşısında. ne söyleyeyim.. asil şehir..

Bugün bu şekilde sona eriyo. sonra yattık kalktık sabah olduuu :DKadınlar Pazarı'nın orda kebapçılar varmış. abim de bizi orada meşhur bi kebapçıya götürdü. Sur Lokantası.. bir kebap geldi ki masayaa.... uf uf uf şu an resmen acı çekiyorum lezzeti hatırladıkça. tam şu an o kebapları yemek için neler vermezdim nelerrrrrrrrrrrrr.. şimdi göreceğiniz resimler için şimdiden çokkkk özür dilerim :D




 



Şimdi siz bi isyanlardasınız orda duyar gibi oluyorum. konur mu böle resim naptın canımız çekti filan diye ama hiç konuşmayın. sizi şanslılar. tadını bilmiyosunuz tabi sadece canınız çekiyo. benim baya baya şu an ruhum çekiyo bu yemeği ya tövbe estağfirullah :D başım ağrıdı valla hızlı geçicem burayı dayanamıyorummmm hehe :D:D:D:D

Bu da mekanın meşhur tatlısıymış. sur tatlısı deniyo. bildiğimiz dondurmalı helva aslında. ama helvası biraz daha farklı. üstünde kuru üzümle servis ediliyo. dondurmalı olduğu için yaz günleri için ideal bi tatlı. tadını da çok beğendim. yolunuz düşerse gidin bi deneyin derim.
not: mercimek çorbası da bomba ;)


Şimdi de Süleymaniye Camii'ne gidelim;













Yine çok bi şey söyleyemicem. resimler bunu benim yerime yaptı bence. hayranım hayran işte ne diyeyim..

Caminin hemen arka sokağında da Süleymaniye'nin mimarı Mimar Sinan yatıyo..


Türbenin solundaki sokaktan aşağı doğru inip solda bi sokağa giriyoruz. 4 katlı güzel bi kafe. Ağa Kapısı.. teras manzarası bi harika. malesef o kadar dolu ki mekan biz balkon kenarına oturamıyoruz ama manzara hala güzel hala güzel :)






Tarih dolu sokaklarda yürüye yürüye gidiyoruz..


Arabamıza atlayıp Koca Mustafa Paşa'ya geliyoruz abimin yurdundan eşyalarını almak için. yazmıştım daha evvel ama hatırlatma olsun. abim Cerrahpaşa'da intörndü bu sene. mezun oldu doktor bey :) biz de eşyalarını alıyoruz yurttan. tam yurda geldik ki yurdun karşısındaki binanın duvarında bi yazı ilişiyo gözüme. ZUZU..


Zuzu arkadaşlar arasında lakabımdır benim :)) eski yazılarımdan birinde, Cunda/Ayvalık'ta bu isimli bi dükkan görüp yazmıştım bununla beraber etti 2 :)

Abim ve babam eşyalarla ilgilenirken abim kendisinin sürekli takıldığı bi pastaneye yolluyo annemle bizi.


Mekanın sahibiyle abim artık arkadaş olmuş gide gele, abimin referansıyla geldiğimizi söylediğimizde abimi tanıyıp çok sevdiklerini söylediler bize de hemen limonata ikram ettiler :) çalışanların hepsi birbirinden kibar, sevimli :)


Akşam gitmiş olmamıza rağmen yine gördüğünüz gibi bir sürü çeşit ekler pasta var. renk renk. çok şirinler :) ve lezzetli :)


Cam şişedeki bu güzel limonatalar da bi harika :)


Bu arada şu enfes sütlü tatlılardan da paket yaptırıyoruz. ve işin güzel tarafı ürünler plastik kaselerde değil. hepsi cam ve paket aldığınız zaman da cam kaseyle veriyolar. sağlıklı, lezzetli, güler yüzlü müessese daha ne :) tabi benden numara alan bi yönleri de play listleri. biz oraya girdiğimizde mekanda meşhur trompetçi İbrahim Maalouf'dan Questions&Answers çalıyodu. muhakkak dinlemelisiniz! http://www.youtube.com/watch?v=SfHqOmk1vjU 



Ve yine sabahı akşam ediyoruz İstanbul sokaklarında. 3 gündür bizi misafir eden annemin kuzeni Pınar Ablama dönüyoruz. bu da onun ufaklık Baran :)



Ve Murat Abinin Almanya seyahatinden getirdiği ganimetler. bu ev çok tehlikeliiiiiiii :D


Bu da Pınar Ablamın bana son kazığı.. kendisiyle aramızda zaten Nutella kardeşliği vardı şimdi bi de bu çıktı. Türkiye'ye yeni yeni gelen bi dondurma daha. Haagen-Dazs.. daha önce denemediğimi söyleyince hemen buzluğa koşuyosun ve kendine bi Haagenn-Dazs kapıyosun dedi. gittim, aldım, açtım, yedim yemez olaydımmmmm..... :D o nasıl bi don dur maaaa... bu zamana kadar abartısız hiç çikolatalı dondurma yememişim !! bağımlısı olmaya hazırsanız yiyin ama her an yiyemem derseniz hiç ağzınıza sokup da nefsinize bu lezzeti öğretmeyin derim :P :D



Ve İstanbul maceram burada biter ;) bu arada pc başına 23:00da oturdum şu an saat 05:47....... resim ön hazırlık sürecini katmıyorum bile. gidip uyusam iyi olur. rüyamda kebaplar, haagen-dazslar görürsem şaşmam. bu gidişle yarın İstanbul'a uçarım ben :D

Efenim ben oturdum, uğraştım, yazdım. okuyan herkese çok ama çok teşekkür ederim. inşallah bunaltmamışımdır çünkü bu sefer kaç yazım varsa hepsinin toplamını yazdım nerdeyse. sabredip sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim.

Öpüldünüz.. :)

Not: resim sayısını sonunda söylerim demiştim. 127 resim :O :D

Yorumlar

Popüler Yayınlar